"Neden herkes uyuyor?" diye sorarmış Ay'a. "Ben hiç yorulmuyorum ki!"
Ay, yumuşak bir gülümsemeyle bakarmış Pırıl'a: "Küçük yıldızım, sen de yorulursun ama bunu fark etmiyorsun. Bir dene, biraz yavaşla."
Ama Pırıl dinlemezmiş. Her gece gökyüzünde bir uçtan bir uca koşar, bulutların arasına saklanır, kuyruklu yıldızlarla yarışırmış. Işığı gitgide daha sönük, daha titrek parlamaya başlamış. Bir gece o kadar yorulmuş ki, artık parlamaya bile mecali kalmamış.
O gece, dünyada küçük bir kız, Deniz, penceresinden gökyüzüne bakıyormuş. Her zaman en parlak yıldızı, Pırıl'ı ararmış ama o gece Pırıl'ı bulamamış. Gökyüzü ona hep birlikte, sakin sakin parlayan yıldızlarla dolu görünmüş — ama bir tanesi eksikmiş.
Deniz, gözlerini kapatıp fısıldamış: "Küçük yıldız, neredesin? Umarım iyisindir."
Bu fısıltı, rüzgârla birlikte gökyüzüne kadar ulaşmış. Pırıl, bulutların arasında saklanmış, titrek ışığıyla bu sesi duymuş. Kendini çok yorgun, çok sönük hissediyormuş. O an anlamış ki, hiç durmadan koşmak onu mutlu etmemiş, sadece yormuş.
Yavaşça bulutların arasından çıkmış, gökyüzündeki yerine dönmüş. Diğer yıldızların arasına oturmuş, onlar gibi sakin sakin, yavaşça parlamaya başlamış. İlk başta biraz tuhaf gelmiş ona — hiç kıpırdamadan durmak. Ama sonra fark etmiş ki, dinlenirken ışığı daha da güçleniyormuş. Daha parlak, daha sıcak bir ışıkla parlıyormuş.
Deniz, pencereden tekrar baktığında Pırıl'ı görmüş — her zamankinden bile daha parlak. Gülümsemiş ve battaniyesine sarınıp uyumuş.
O geceden sonra Pırıl, her gece diğer yıldızlarla birlikte dinlenmeyi öğrenmiş. Koşmak yerine, sakince parlamanın da kendine has bir güzelliği olduğunu keşfetmiş. Ve fark etmiş ki, en parlak ışık, dinlenmiş bir yıldızdan gelirmiş.
Şimdi gökyüzüne baktığınızda, en sakin ve en parlak parlayan yıldızı görürseniz, bilin ki o Pırıl'dır — dinlenmeyi öğrenmiş, mutlu bir yıldız.
İyi geceler, tatlı rüyalar...